Yılmaz Erdoğan' dan Mektup




Yılmaz Erdoğan, terörün neden olduğu ölümlerin durması için yazdığı feryat dolu mektubunu Hürriyet aracılığıyla Türk halkına beyaz güvercinle yolladı.

Bu bir mektup. Kuş, güvercin kanadına yazıldı.Kimin vicdanına konarsa o okusun diye.Ölüm üzerine...

Mayın üzerine...

Kürt meselesi... Türk meselesi üzerine.

Güzel kelimeler... Ve çirkin kelimeler üzerine.

Ölüme doğru yapılan bu korkusuz koşudan korkuyorum. Mayınlarla parçalanan kardeş cesetleri odamda, yanıbaşımda duruyorlar.

Yazdığım her kelimeye daha bir dikkatle bakıyorlar.

Onlar dün parçalandılar.

Yazıklar olsun diye başlıyor aklıma gelen her cümle şimdi.

Yazıklar oluyor zira, insanın biriktirdiği en güzel şeylere.

Yazıklar oluyor, bir çocuğun Kürtçe, Türkçe veya her ne hal ve her ne dilde ise gülümsemesine...

HER SİLAH ÖLDÜRÜR AMA MAYINDAN KAHPESİ YOKTUR

Sevgiliye hediye almaya, pazar alışverişine çıkmaya, bir bebek sahibi olmaya, sigarayı bırakmaya, piknik yapmaya, bir insanı her şeyden çok sevmeye.... Yazıklar oluyor...

Yazıklar oluyor hayatın bizzat kendisine.

Yapmayın!

Mayınlar döşemeyin geleceğinizin güzergáhına.

Bu kalleşin ne zaman patlayacağı belli olmaz.

Bazen yıllar sonra, bir küçük kız çocuğu çiçek toplarken denk gelir, bazen yirmi yaşındayken ve daha önce hiç görmediğin bir yerde, daha önce hiç tanımadığın insanların arasında hem anayasal hem siyasal hem mukaddes bir yolculuk sırasında....

İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur.

Her silah öldürebilir, her zaman öldürme potansiyeli taşır; ama mayın MUTLAKA ÖLDÜRÜR.

Mayın ıskalamaz! O birini mutlaka öldürür!

Uğursuz bir pusuya yatar ve patlayana kadar, bir can üstüne basana kadar bekler.

İnsanın icat ettiği EN ÇİRKİN şey silahtır.

Ve silahların EN ÇİRKİNİ MAYINDIR!

Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda.

EN GÜZEL KELİME ’BARIŞ’ ARTIK SOYTARI KELİME

Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkán da yok lüzum da.

Aklın sesi, akılsızlık susmadıkça duyulmuyor.

Ve o zaman akla sadece DURUN demek geliyor.

Hemen şimdi DURUN!

Hiçbir haber geçmiyor ajanslar artık, ölümsüz.

İçinde acı olmayan gecemiz yok..

Ne oldu diyorum yine, kim hangi korkunun, hangi uğursuz hesabın peşinde diye...

Barış artık soytarı bir kelime...

Her ağızda var; ama hiçbir yerde yok.

Nerede bu barış?

O, insanın icat ettiği EN GÜZEL kelime.

Ama kelimelerle ne isterseniz onu yaparsınız.

Barış dersiniz; ama savaş manasınadır. Hatta bütün savaşlar barış için yapılır. Ve herkes adil bir barış için savaşır. Ve akıl der ki, aslında savaşmıyorsanız barışmaya başlamışsınız demektir.

Bir barış için yapılması gereken ilk ve belki de tek şey savaşmamaktır.

Silahlar patlamaya başlamışsa orada insanın bulduğu güzel kelimeler orayı terk eder.

SEVDADAN GAYRISINA AĞIDIMIZ OLMASIN

Kelimeler de ölür bazen... Ve kelime cesetleriyle yaşanmaya başlar hayat.

O kelimelerin, o cesetlerin... Nece olduğu, yani bu ölülerin ölürken son nefeslerinde hangi dilde konuştukları artık akılsızlığın gölgesinde soğuyan HAYATIN, YAŞAMANIN ta kendisidir.

Ölen yirmisindedir.

Artık, ardından söylenen ağıtlar kalır.

Ve Anadolu’da ağıt sıkıntısı yoktur.

Kürtçe’de de, Türkçe’de de binlerce ağıt vardır.

Hatta aynı ağıtın hem Kürtçe’si hem Türkçe’si vardır.

Yürek yakmak iyi bir işse, ikisi de eşit derecede yürek yakmaktadır.

Ama yüreğimizde artık dağlanacak yer kalmamıştır.

Sevdadan gayrısına ağıdımız olmasın artık.

Şimdi hepinizin huzurunda yalvarmak istiyorum.

Gördüm anladım, yapacak hiçbir şey kalmadıysa yalvarıyorum işte.

Kendimi küçük düşürmek istiyorum.

Taviz vermek istiyorum.

Kimin elinde bu kanı durduracak bir güç varsa, ister şeytana tapsın ister puta, ister bir tek Allah’a...

DİZLERİMİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜM YALVARIYORUM

Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat, ben ona yalvarmak istiyorum.

Ne olur? Bu işi durdur.

Ben siyaset miyasetten bahsetmiyorum. Dizlerimin üstüne çöktüm, "Bu genç ölümleri durdur" diyorum.

Kimse ateş etmesin kimseye.

Hiçbir gerekçeyle.

Hatta kendini savunmak için bile...

Çünkü savunmaya başlayana kadar masumsun ve masum güzel bir kelime, masum kal...

Kim hangi mayının yerini biliyorsa yalvarırım söylesin.

Bir káğıda yazsın, bir şişeye koysun, suya salsın söylesin.

Kim hangi mayının yerini biliyorsa, kimin gücü yetiyorsa olası ölümlere engel olmaya, ona yalvarıyorum işte.

İster şeytana tapsın ister puta, ister oralı olsun ister bizim buralı. Gücü yetiyorsa eğer durdursun bu işi.

Ben, bir yurttaş, bir insan olarak kendimi küçük düşürüyorum.

İşte açık açık yalvarıyorum, durdursun durdurmaya gücü yeten.

Süresiz ve sonsuza kadar.

Yalvarıyorum.

Dizlerimin üstüne de çöktüm ve ağlıyorum işte.

YAZGI BİRİNİ KIŞLAYA BİRİNİ DAĞLARA GÖTÜRMÜŞ

Sonra sabahlara kadar tartışalım.

Ama şimdi durdur. Yalvarırım.

Gençler, çocuklar ölüyor, hepsi kardeş, hepsinde aynı muska, aynı yazgı, aynı televizyon, aynı futbol, aynı hayat...

Hepsinin gerisinde dualara bürünmüş paramparça bir sevdalı.

Hepsi genç, hepsi güzel... Hepsi Türk, Hepsi Kürt... Gençler... Yazgının biri kışlaya, diğeri dağlara götürmüş...

Kürtçe’de "cehel" derler.

Kulağa cahil gibi gelir; ama "henüz bilmez" manasındadır, henüz yolun başında manasında...

Yalvarırım ne olacak...

Benden ne eksiltecekse bu yakarış eksiltsin, maksat hayat çoğalsın bu dünya cennetinde.

Bir yangında hep güzel kelimeler yanarken, çirkinleri hayatta kalır...

Kınamak, sövmek, hangi haklı gerekçeyle olursa olsun yangına körükle gitmek.

Ben kimseyi kınamıyorum, ben kimseye sövmüyorum, ben bu işin tamamını SEVMİYORUM.

Kurtulalım istiyorum bu vebadan.

Kimseyi haklı bulmuyorum, kimseyi haksız bulmuyorum.

Küstüm.

’MIRIN’ DENİR KÜRTÇE’DE ’ÖLÜM’DÜR TÜRKÇE’DE

Konuşmuyorum bu konuyu...

Silahlar susana kadar "SİLAHLAR SUSSUN"dan başka konu konuşmak istemiyorum... İstemiyoruz.

Ölmenin, öldürmenin hiçbir türünü, çeşidini sevmiyorum.

Ben genç bir hayat kurtulsun istiyorum her tür kavgadan.

Hatta kavgayı öven şiirlerden bile uzak dursun istiyorum.

Her çocuk çirkin kelimelerden uzakta yaşasın istiyorum.

Eğer o kelime çirkinse, çirkinin hizmetindeyse, Kürtçe söylemişin, Türkçe söylemişin çıfayda...

Hiçbir dil çirkin bir kelimeyi güzelleştiremez.

Ölüm her dilde çirkin bir kelimedir.

"Mırın" denir Kürtçe’de.

Anadolu’da konuşulan bütün dillerde karşılığı vardır.

Bunların içinde resmi olan "ölüm"dür. Türkçe’dir.

Ve ölüm kelimesi, resmi ya da gayri resmi her dilde eşit derecede çirkindir.

"Yaşam"a gelince....

Kelimelerin en şahanelerinden.

İçi açık açık ve kelimenin her manasıyla "hayat" doludur...

Ve hayat, varlığından emin olduğumuz tek şeydir...

DİL, BİR OLUŞLAR ZİNCİRİNİN SONUCUDUR

Kürtçe’de "jiyan" denir.

Yaşam, her dildeki en güzel kelimedir.

Belki bir tek rakibi vardır, o da "aşk"tır elbette.

Aşk...

Kürtçe’de "evin" denir.

Bu kelimelerin içinde resmi olan "aşk"tır; ama aşk kelimesi her dilde eşit derecede güzeldir.

Anadolu’da en az iki kişinin birbiriyle konuşup anlaştığı bir dil varsa ben onu bile öğrenmek istiyorum.

Sadece iki kişi bir dil icat etsin, ben çok merak ederim onu.

Çünkü bu iş öyle kolay değildir.

Dil yani lenguiç, çok geniş ve karmaşık bir sesler organizasyonudur.

Ve bir dilin oluşması, hiç kimsenin tasarlamasına imkán bulunmayan ve yüzyıllar boyu süren bir olaylar, oluşlar zincirinin sonucudur.

Bazı insanlar başka seslerle, bazıları başka seslerle anlaşırlar...

O sesler onların bünyelerinden, yani hayatlarının, kuşaklar boyu yaşamışlıklarının içinden süzülerek akar.

Sonuç her zaman mükemmeldir.

Çünkü bir dilin yapımında milyon, milyar insanın katkısı vardır ve bu katkı o insanlar yaşadıkça devam eder.

’ACI’NIN YANINA ’ŞİFA’ ’İNTİKAM’A ’BAĞIŞLAMA’

İşte bu yüzden bütün diller, insanoğlunun en büyük, en mucizevi eserleridirler.

Ve dil akışkan bir şey, düpedüz bir nehirdir.

Bünyesine uyan her su içine akar.

Her dilde başka dilden göçmen kelimeler vardır.

Onlar o dilin yurttaşı olurlar sonra.

Buna bazısı yozlaşma der; ama "yozlaşma" zaten çirkin bir kelimedir.

Güzel dil ya da çirkin dil diye bir şey yoktur.

Hepsi şaşılası bir kolektif çabanın ürünü, birer insan harikasıdır.

Güzel kelimeler vardır, çirkin kelimeler vardır.

Ve bunlar bütün dillere eşit sayıda yayılmıştır.

Her çirkin kelimenin yanına bir tane iyisini eş edeceğiz.

"Acı"nın yanına "şifa", "zor"un yanına "çaba", "intikam"ın yanına "bağışlama"....

"Ölüm"ün yanına "hayat"!

Sivil olan, sivil hakların geliştirilmesini isteyen bir yurttaş, silaha hiçbir zaman elini sürmemelidir.

Haklılığını sivilliğinden alan kişi sivillikten vazgeçerse haklı olmaktan da vazgeçer...

RESMİ OLANI TÜRKÇE’DİR AMA HEPSİ ÖZGÜRDÜR

Artık sivil de değildir haklı da.

Bir dilde manası çirkin olan, yani çirkin bir şeye isim veya duruma sıfat olan kelime sayısı artmışsa işte o zaman o dil, evet "yozlaşıyor" demektir.

Dil yani lenguiç, iyi kullanılmazsa tehlikeli olur.

Çünkü dil, her türlü kullanıma müsait mükemmel bir ses organizasyonudur.

İnsanları başkalaştırır.

Ama "başka"dan korkmaya gerek yoktur.

"Başka" güzel bir kelimedir.

Çünkü aslında aynı dili konuşan, konuşmayan herkes "BAŞKA"dır.

Ve başka, başkalık güzeldir.

Başkasının başkalığıyla birleşiriz ve bu birleşme bazen AŞK diye patlar.

Ve aşk nerede olursa olsun kendisi dışındaki her şeyi önemsizleştirir.

Biz kendi bahçemizdeki dillerin hepsini bilek, öğrenek, bir de üstüne İngilizce, Fransızca filan çakıp dünyanın karşısına çıkak.

Diyek ki bizim bahçede insanoğlunun şu kadar senede imal ve muhafaza ettiği diller, hazineler var!

Süryanice var, Keldanice var, daha araştırsak bulacaklarımız var...

Bunların içinde resmi olanı Türkçe’dir.

Ama hepsi Türkçe kadar özgürdür diyelim.

KÜRTÇE’Yİ CENDEREDEN TÜRKÇE KURTARACAKTIR

(Hem belki diğer dişlerini de yaptırmasına yardım edebiliriz şu tek dişli, tek taşlı medeniyetin.... "BİZ"i düzeltirsek herkesi düzeltiriz.)

Hepimizin eşit derecede duyacağı bir gururla dünyaya diyelim ki:

Bizzat Türkçe’nin kendisi diğer dillerimizin güvencesidir.

Çünkü onları özgürleştiren şeyler Türkçe yazılacaktır.

Türkçe bizim ortak dilimizdir ve ortak kimliğimizi oluşturur.

Ve Türkçe, güzel kelimeleriyle her şeyi iyileştirebilir.

Kürtçe’yi bu cendereden çıkarabilir.

Alır bu Mezopotamyalı kardeşini, önce yaralarını iyileştirir.

Onu özgürleştirir...

Kürtçe’yi, korku salan, öfke çağrıştıran bir meselenin parçası olmaktan, bu hiç hak etmediği yankısından Türkçe kurtaracaktır.

Çünkü DİL güncel bir mesele değildir.

Güncel bir kavganın konusu olması, hiç hak etmediğimiz bir trajedidir.

Ve kavga da (ki Kürtçe şer denir), trajedi de (ki ona Kürtçe’de de trajedi denir) çirkin kelimelerdir.

Elbette bütün kelimelerle ilgili kullandığım "güzel" ve "çirkin" kelimeleri tırnak içindedir.

Bazı tırnak kalın, bazısı incedir; ama hepsi tırnak içindedir.

Çünkü asıl güzel olması gereken, kelimelere yön veren mekanizmadır ve bildiğim kadarıyla ona da akıl denir.

TAKATİMİN SONUNDAYIM ELİMDE SADE KELİMELER

Akıl dilin patronudur ve hiçbir zaman ve hiçbir koşulda yetkilerini akılsızlığa, öfkeye devretmemelidir.

Bu bir mektup.

Kanamalı bir güvercinin kanadına yazıldı.

Hangi yüreğe konarsa o okusun ve bu ölümcül gidişi durdurmak için yapabileceği bir şey varsa hemen şimdi yapsın diye yazıldı.

Ölüm üzerine...

Mayın üzerine yazıldı.

Kürtçe meselesi, Türkçe meselesi üzerine bir yakarış bu.

Ben... Yani kalemden başka silah, vicdanından başka pusula tanımayan, bilmeyen ben...

Ne elimde dünyayı kurtaracak bir bilgi var, ne düşleri aydınlatacak bir lamba...

Elimde sade kelimeler...

Dizlerimin üstüne çöktüm, ağlıyorum.

Takatimin sonundayım ve durun diyebiliyorum sadece.

Yalvarırım... Durun!

Durdurun!

Yılmaz ERDOĞAN


Yorum Yaz
Mahir Irmak
Mahir Irmak | 24 Haziran 2012, saat: 10:16

Çok güzel konulara değinmiş kalemine eline kalbine sağlık

Mehmet Akif
Mehmet Akif | 08 Mayıs 2012, saat: 13:22

İNŞALLAH, tüm kürtlerinde bu meseleye aynı düşünce tarzı ile baktığını görmek nasip olur.

Başak Ünalan
Başak Ünalan | 16 Nisan 2012, saat: 23:35

gayet güzelmiş....

isimsiz
isimsiz | 06 Eylül 2006, saat: 12:14

gülay göktürk'ün konu ile ilgili yazısını çok beğendim ve bence nesnel bir yazı herkesin kendi görüşünü ona göre bir daha değerlendirmesi lazım:::

Yılmaz Erdoğan’ın mektubu

Türkiye'de Kürt sorununun müzminleşip böylesine vahim bir noktaya gelmesinde, devletin uzun yıllar boyunca sürdürdüğü yanlış çizginin; Kürt kimliğini inkar edip sorunu askeri yöntemlerle "çözme"ye kalkışmasının ne kadar zararı olduysa, meselenin terör boyutunu - ve dolayısıyla askeri mücadele boyutunu- görmezden gelen; hatta soyut barış çağrılarıyla teröre karşı silahlı mücadelenin karşısına çıkan çizginin de o kadar zararı oldu.


Açık konuşalım, son yıllarda devletin çeşitli kurumlarının bu politikalarını gözden geçirdiklerini, değişim içinde olduklarını görüyoruz. Ama terörle bir türlü hesaplaşamayan öteki kanatta bir değişme yok.

Hâlâ mahcup bir biçimde - teröristlerin davalarını haklı buldukları için- başvurdukları yöntemi, yani şiddeti de mazur görüyorlar.

Bazen teröristlere "gerilla" denilerek ortaya konuyor bu mahcup destek, bazen Öcalan'a "Sayın Öcalan" denilerek, bazen de haklı haksız, suçlu suçsuz ayrımı yapılmaksınız yapılan barış ya da ateşkes çağrılarıyla, "savaş bitsin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın" gibi nahif klişelerle...

Yılmaz Erdoğan'ın açık mektubunda sol tandanslı entelektüellerin PKK belası başımıza sarıldığından bu yana sergiledikleri bu zaafın bir kez daha -bu kez duygulu bir şiir-yazı formunda ortaya çıkışına tanık oluyoruz.

"Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkan yok" diyor Erdoğan. Bunun yerine "PKK silahı bıraksın" demesi gerekmez miydi? Beş yıllık aradan sonra - ve bu arada demokratikleşme yönünde çok ciddi adımlar atılmışken - silahı yeniden eline alan ve öldürmeye başlayan PKK iken neden onun adını anmak yerine böyle anonim çağrılar yapılıyor? Nasıl olup da bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin, sınır ötesinden girip askerlerine saldıran bir terörist grup varken silah bırakması beklenebiliyor?

"Kimseyi haklı bulmuyorum, kimseyi haksız bulmuyorum" diyor.

Hayır, artık Türkiye'de kimsenin böylesine tarafgir bir "tarafsızlık" tutumu takınmaya hakkı yok. Yok olmamak için çırpınan terör, Türkiye'nin Kürt sorununda çözüm için adımlar atmasının önündeki en büyük engel. Saldırılarıyla rejimimizi provoke etmeye, Türkiye'yi bir "güvenlik devleti"ne dönüştürmeye ve böylece AB'den koparmaya çalışıyor. Böyle bir düşman karşısında tarafsız kalamazsınız. Sebebi, kaynağı, tarihi geçmişi ne olursa olsun, şiddete karşı çıkacaksınız. Taraf olmazsanız "çözüm" adına konuşma hakkınızı kaybedersiniz. Böyle bir sözde tarafsızlığın Kürt sorununun halline herhangi bir katkı yapabilmesi, kimseyi ikna edebilmesi mümkün olmaz.

"Türkiye'de Kürt sorununun bombalarla, tanklarla, kanla asla çözülemeyeceğini" söyleyenlere ve sadece bunu söyleyenlere sormak lazım: Bugün artık Türkiye'de asker dahil, MHP gibi askeri çözüme en fazla prim veren siyasi hareketler de dahil, hiç kimse Kürt sorununun bombalarla, tanklarla ve kanla çözülebileceğine inanmıyor. Kimi kalkınma sorunu gibi görüyor, kimisi etnik bir sorun; ama herkes kendi perspektifinden, siyasetin de üzerine düşeni yapmasını istiyor. Peki siz, böyle söyleyenler, PKK sorununun bombalarla, tanklarla çözüleceğine inanıyor musunuz? "PKK terörüyle baş etmenin yolu askeridir. Bu cinayetler silahla önlenir" diye yazabilir misiniz?

Bunu söylemedikçe, doğru bir cümleyi kötüye kullanmış; "Kürt sorununun silahla çözülemeyeceği" gibi doğru bir fikri, bomba ve tankla çözülebilecek bir sorunu örtbas etmeye alet etmiş oluyorsunuz.

Bu da sadece ve sadece Kürt sorununun çözümüne zarar veriyor.

•••

Konuşarak çözelim, diyor Erdoğan.

Evet, konuşalım... Hiç bıkmadan, usanmadan konuşalım. Ama konuşabilmek için önce konuşmayı ölümle cezalandıran PKK'yı ortadan kaldıralım. Kaldıralım ki Kürt kanaat önderleri PKK'nın infaz listelerine girme korkusu içinde pısıp oturmasın. Sonlarının Hikmet Fidan'a benzemeyeceğine emin olsunlar ki, bütün fikirler çıksın ortaya; çıksın ve yarışsın. Korkusuz bir tartışma başlasın.

•••

Yıllık iznimi kullanacağımdan iki hafta boyunca yazılarıma ara veriyorum. Ağustos ortasında yeniden buluşmak üzere, hoşçakalın.

YAGMUR
YAGMUR | 29 Ağustos 2006, saat: 13:09

tüm insanları yargılamadan önce anlamaya calısmak yaptıklarının altında ne sebep var acaba NİYE demek cok zor geliYor insanlara yılmaz erdogann yazısını pkk ya destek veriyor diye algılamanız asıl cahillik bağnazlık kafanızda kurduğunuz sacmalıklardan kurtulun artık önce kendinizi yargılamayı öğrenin bu ülkeyi bolmeye yılmaz erdoğanın gücü yetmez dağlardaki kandırılmış insanlarında gercek sucluları gorün artık ne kurt ne turk kımse ölmesin artık Bu savasın sonu yok kazanan kaybeden yok SADECE CESETLER VAR

isimsiz
isimsiz | 28 Ağustos 2006, saat: 00:07

sayın asuman kardeşimizin yazdığı gibi bizler senin kadar edebi olamıyoruz kelimelerle oynamasını pek bilemiyoruz belkide bu yüzden şu an senin yazdıklarına gönülden katılan cahilleride kınayamıyorum o kadar güzel kelime oyunları yapmışsınki görende okuyanda senin barışı gerçekten yürekten isteyen bir barış timsali olduğun düşüncesine kapılıyor. Ama yanılıyorlar çünkü mektubunun başından sonuna kürt, kürtçe yi katmadan yapamamışsın peki kürt halkını düşünüyorsun sayın yılmaz o konuda zaten sözümüz yok ama senin yazımın bana ve benim gibilere bir tek şeyi anımsatıyor kürtleri değil direk olarak dağlara çıkan yurdun bağımzıslığını bölmeye çalışan elebaşlarının imralıda yaşadığı PKK terör örgününün gönüllü neferliğini yapıp ortaya kürtleri katarak senin deyiminle yurdum insanının ölmesinden bahsediyorsun: Peki sayın erdoğan bende elazığlı bir insanım doğudanım sorarsanız kürt derler ama ben bu yaşıma kadar şunu öğrendim her zaman ATATÜRK genciydim ve TÜRK tüm halada öyleyim daha düne kadar kürt-türk ayrımı yokken PKK lideri apo denen şahsiyetsizin ortaya sürdüğü ve sizlerinde birer nefer gibi onun bayrağını sallamaya devam ettiğiniz bir terör örgütünün elamanlarının kürtlerden oluştuğu izlenimini yaratarak PKK diye birşey yoktur kürt - türk ayrımı vardır zırvalarıyla ortaya çıktınız peki soruyorum mademki kürtler eziliyor kürtler ölüyor kürtler yok ediliyor sayın erdoğan yurdum insanının istanbul, izmir, ankara vb. bütün büyük illerin en zenginlerini yine kürtlerin oluşturduğu, büyük millet meclisinin büyük çoğunluğunun kürt kökenli türkler olduğunu, askeriye, emniyet vb. bütün birimlerde yeterince kürt kökenli türklerin bulunduğu bir ortamda nasıl oluyorda kürtler eziliyor kürtler öldürülüyor bunu 5 yaşındaki çocuğa bile söylesem bana gülmeye başlar çünkü sizin eziliyor, sizin öldürülüyor, sizin sürünüyor dediğiniz kesim PKK dan başka bir kesim değil. yazıklar olsun diyorsun mayına basıp ölüyorlar diyorsun ama nedense mayına basarak hayatını kaybeden yüzlerce mehmetcik için çıkıp birgün ağıt yakmadığınız gibi onların mayına basmamaları mayından ölmemeleri için bir tek yazınız bile çıkmazken eline silahı alıp dağda aponun bekçi köpekliğini yapan vatan hainlerinin öldürülmesine tepki veriyor sonrada ben barış istiyorum diyorsunuz. önce nerede hangi ülkede yaşadığınıza, sonra ne olduğunuza karar verip hangi tarafı desteklediğinizi cesur yüreklilikle kabullenmeyi öğrenin sonra beyaz güvercinle mektup gönderin.

özlem
özlem | 27 Ağustos 2006, saat: 15:18

biz hep susturulduk biz insan değilmiydik ya neden kendi doğrularımızla bağdaş kurmamıza dahi izin vermediniz ha sizin hak ettiklerinizi neden biz hak edemedik kürdüz bile diyemedik içimizin bir yanı hep buruk hep kırıktı dilimizi dinleyemedik tvde radyoda peki neden tüm bunlar şimdi dinlesekte bir yanımız hep eksik ezik yitik kırılmış paramparça birleşse dahi izler geçer mi sanıyosunuz biz kürdüz dedik siz bize pkklı vatan haini solcu terörist dediniz sustuk diyecek sözümüz kalmamıştı çünkü doğuştandı kaybımız susmaya mahkum olmuştuk kim isterki analar ağlasın yürekler dağlansın hııı kim ister toprakların su yerine kan gölüne dönmesini hemde bir hiç uğruna koca bir hiç kim ister sorarım size bu bölücülük niye bu kin neden biz hak etmedik tüm bunları sizede anlatamadık derdimizi yüzyıllarca hep böyle mi dönecek bu feleğin çarkı peki neden onu deyin bana neden okulda ezil sus sokakta ezil sus nereye kadar gidecek bu tabular yıkılmayacak bana öyle geliyor müzik bile ayrılık sebebi partiler takımlar kürt olmak neden barış sebebi olmasın soruyorum

yagmur
yagmur | 27 Ağustos 2006, saat: 14:55

lanet olsun yuregı nefretle dolu olan herkese barış istedık kımse olmesn istedık ama yıne pkklı olduk kurtsen dogustan cuzzamlısın ne istersen iste suclusun yılmazı hakaret dercesınde elestırenler aslında içlerindeki kini kusanlar kalplerı kararmıs olanlar yani kaale alınmaya degmeyecek insanlar bu ülke hıc kımsenn malı degıl herkes herkesın dılıne ırkına fikirlerine saygılı olmak zorunda bırakın artık bazı seyler geçin artık ulkucu olmadan insanları sevmeyı oğrenın insanlara saygı duymayı öğrenn

yaren
yaren | 27 Ağustos 2006, saat: 01:45

barış için yalvaran bir insana terore destek verıyor vatan haını diyen zihnıyete yazıklar olsun içinızdekı kınden kurtulun artık ve sizde bir ısık tutun kımsenn yasamak içinolmedıgı anaların aglamadıgı daglarında ciçekler acan bir vatana

isimsiz
isimsiz | 23 Ağustos 2006, saat: 18:35

İnsanlar iyilik ile terbiy edilir, kötülükle terbiye ise sizi çirkinleştirir. Bu toprakların sahibi yok çünkü milyonlarca sahibi var, burada doğanlar ve yaşayanlardan oluşan. 20 ülke gezdim dünyada ama haritada ülkemizin yerini bile gösteremiyorlar ve aşşağılıyorlar bizi. Bizde aynısını kürtlere yapıyoruz, neden ? Düşman kazanmak için, rahat battığı için, kıskandığımız için, bencilliğimiz için....
Hata yapıyoruz, damarlarımızda ki asil kan yerini kin dolu bir kana bırakmış.... Bir düşünün diğer ülkelerin kürtlere neden iyi davrandığını neden yardım ettiklerini? Neden? bu değerli topraklar için, uğruna beraber savaştığımız kürtlerle yaşadığımız bu toprak için... Haritada bir daha bulunamamak için.... Onları kendi tarafımıza çekmiş olsaydık şimdi petrol zengini bir ülke idik, ama bunu yapamadığımız için ilerde onlar İsrail gibi bir ülke olup karşımıza çıkacak işte ozaman bu savaşı engellleyemeyen türkler neyle övünecek merak ediyorum. Dost kazanmamız lazım dost, düşman değil...

isimsiz
isimsiz | 23 Ağustos 2006, saat: 13:20

Bir mail gelmişti.
ÇANAKKALE savaşından sonra liderlerimiz ATATÜRK ve İNÖNÜ İngilizler'le bir yemekli toplantıdalarken, bir İngiliz Subayı ATA'ya kötü kötü bakmış, Atatürk'te yaverine "git sor bakalım bu Subay bana neden böyle bakıyor" demiş. Yaver döndüğün de,"Efendim, Çanakkale'de sizin komutanınız benim dedemi öldür dü, bu yüzden baktım öyle" diye konuşmayı aktarınca, ATATÜRK "git sor ona, dedesinin Çanakkale'de ne işi var mış" diye çok anlamalı bir soru sormuş.
Şimdi sana soruyorum YILMAZ ERDOĞAN....
"Kimse Genç ölmesin dağlarımızda" dediğin şehri , kasabayı, köyü bırakıp elinde keleşlerle o gençler dağlara neden çıktı"......

isimsiz
isimsiz | 23 Ağustos 2006, saat: 12:34

Haklısın, ölümün en kahpesini getirir mayınlar, sinsice bekler ve belki çiçek toplayan bir kız çocuğunu, belki koyununu çayıra salmış bir nineyi paramparça eder....
Peki, bu mayınlar neden döşendi, neden "gençlerimiz ölmesin" dediğin insanlar bu dağlara çıktı, neden bu dağlarda bizim erlerimiz,astsubaylarımız, subaylarımız can verdi.
Dünya üzerinde ki her insan için bu geçerlidir, "malıma el uzatırsan, o elin kırılır" bu dağlar bu ülkenin dağları, zapt altına almaya çıkan militanlardan ve sinsi pusularından kurtulmanın başka yolu yoksa bu mayınları döşeyenler neden suçlu yıllardır. Bu mayınlarda sadece dağa çıkan gençler mi öldü. Sen hiç şehit cenazesinde bulundun mu? bir anneler gününde evladını şehit vermiş bir anneyi dinledin mi mezar taşına sarılmış ağlarken. Dağlarımızda neden kaleşlerle kalleşçe pusuya yatıyorlar, bu vatan topraklarını neden bölmeye çalışıyorlar.
Biz sizi böyle sevmedik mi, biz sizi böyle bağrımıza basmadık mı, sahnelerde sizi bizler alkışlamadık mı, kasetlerinizi, cd'lerinizi paramızız vererek alıp dinlemedik mi, kızlarımızı vermedik mi, oğlullarınızı damat almadık mı, doğuda görev yapıp hiç Türkçe bilmeyen muhtarın eşinin sofrasında karnımızı doyurmadık mı? izinden oralara geri dönerken şehrimizinmeşhur yiyeceklerini oralardaki komşularımıza hediye etmedik mi, yıllarca aynı çatı altında Türk ve Kürt olarak ekmek parası kazanmadık mı? sırlarımızı paylaşmadık mı, biz sizi böyle sevmişken, siz neden bu toprakları yarıp, bölüp, kana bulayıp sınırları ayırmaya çalışıyorsunuz.
Bir adam vardı; sakallı, göbekli, şapkalı. Her zaman mert oldu, her zaman açıkça söyledi yıllarca savunduğunu. Onun mertliğini sevdim, onun dürüstlüğünü sevdim. Kaçak güreşmedi sizler gibi. Çıktı binlerce insanın içinde konuştu ve maalesef gitti bizlerden bir yağmurlu gecede sessizce. Onun gibi bir tane daha çıkmadı. Onu yine dinleyeceğim, ama seni artık izlemeyeceğim Yılmaz Erdoğan.
Kanlı Mektubunu tam sayfa yayınlayan o gazeteyide şiddetle kınıyorum. Her zaman hayran oldum yazılarına, devrik cümleleri bağlayışına, kelimelere üslübunla farklı anlamlar yüklemene hep hayran oldum ama şimdi satır aralarına yığdığın o mesajları sevmedim.
Dağlardaki gençlerine yalvar şimdi, insinler dağlarımızdan, aramıza dönsünler, birlikte yaşayalım silahsız,keleşsiz...Barış o zaman anlamını bulacak, şimdi yalnış tarafa diz çöktün Yılmaz Erdoğan.
Ve biz perdeleri bu kes senin üstüne kapattık.

trea
trea | 18 Ağustos 2006, saat: 22:23


Bu başlık altındaki yorumlarda sınırın aşıldığını düşünmekteyim. Hakaret içeren sözcükler ve ithamlarların her ne vesileyle olursa olsun blogumda yer almasını yakışıksız buluyorum. Buna devam edilmesi durumunda bu başlığı kilitleyip,yorum yazılarını sileceğim.

Düşüncelerin ifadesindeki kalite, onların özgürlüğü kadar önemlidir fikrimce.

insan
insan | 18 Ağustos 2006, saat: 18:50

ulan vatan diye yazan şahsa seslenıyorum senın gibi bir şerefsiz nasıl vatansever olur ne yaptın şimdiye kadar bu vatan için kaç defa uğrunda kan döktunkı bu vatan senın olsun bu vatan bu vatanın üzerınde yaşayan herkesındır sen hiç çanakalye gitinmi bak bakım orda şehıtler nerden gelmiş sadece turklermı var orda yatan tabı sen bilmsın ne anlarsın ööle millli şuurdan ama senın gibi şerefsızler nasıp almaz bu sözden çunku sen bu vatan bizimdir derken bile sözlerınde nefret kokuyor evladım sen ne zzaman adam olursan biliyormusun ne zaman insanlara değer verırısen ne zaman kürt olmak yada türk olmak insanın elınde değildir dedıysen o z zman kürtlerde senın için aynı şeyı düşünür çünkü senın gibi şerefsızler bunu hiç bir zaman demıyecekler ve bu ülkede herzaman kan akacaktır çünkü sen ve senın gibi şerefsızler olduğu sürecebunu bil. ve bence git bi düşün turk . kürt laz çerkez.... olmak acaba insanın elındemı yoksa yaratanın elındemı allah senı yaratırken ne olmak istersın diye sana sordumu ....
ayrıca yılmaz erdoğanıda tebrık ederım barışa çağrıda bulunduğu için ama samımı ama samımıyetsız olsun sonuçta yaptı senın gibi (vatan nickli genç ) sen yaptın sende yapta yalan olsun sen nefret faşistlik sözlerden başka ne kusarsın ittt..
bu vatan bizimdir demek kolaydır senın kaç tane yakının şehit düştü sen kaç tanesının başsağlığına gitttin sölesene şahit anaları mezar başında ağlarken senın gibi şerefsizler plajlarda dolaşiyor bumu vatanseverlık memetçilik yanan sadece şehıt yakınları yanar onun için bu vatanı ölene kadar savunuruz diyenler ortalğiğ kariştirmaktan başka şeyyapmiyorlar.. acaba sorsak bı şehıt anasına oğlun şehıtmı olsun yoksa olayı demokrası yoldan halledelım cevap olarak ne çıkar şehıt anansının ağzından hepimiz biliyoruz onun için başkalarının ölümüğyle kahramanlık yapmaaylım tek yol kan akıtmadan barıştır buna yanaşmayanlar yıllardır ne yaptılar 30 bin şehıt vermekten başka yaptılar evet ben bir kürdüm ama faşist değilim ben bır ınsana allah yaratı diye bakarım dili dini rengi benım için önemlı değil vatanseverlık sokaklarda orospu peşınde dolaşmak değil olayın çözümü için yılmaz erdoğn gibi en azında bişiler yapmaktır herkes kende nezdınde bişiler yapabilir tamamı çaylak

Asker
Asker | 18 Ağustos 2006, saat: 17:44

Size kısa ve öz bir şeyler soracağım.Kürtmüsün demiyorum ayrımcılık yapmış olurum.PKK terör örgütüne sempati duyuyormusun alenen ve acık yüreklilikle söylede bizde seni adam bilelim.Hayır değilimde sanatına kişiliğine selam verelim.Bir zamanlar Ahmet KAYA vardı 1985 yıllarında bir demecinde bu özgün müzik hastaları oldukca benim cebim çok para görür dedi.Sonrada Almanyada PKK bayragı altında dağdaki gerillaya para lazım diye nutuk atıyordu.Korkarım yakında senide onun gibi demeçler verirken göreceğiz.Rengini belli etki bizde sayımızı bilelim,ama mertce delikanlıca söyle.Şunu halktan istemek sanırım bir asker olarak en doğal hakkımızdır.Eğer bu ve bunun gibi sanatcı kimliğiyle halkın parasıyla dağdaki eşkiyaya destek verenlere pirim vermeyin.Bir kaç gün sonra çıkıpta gerilla aç paralazım diye nutuk atıp destek aramaya başlayacagından,(örneğini yukarda verdim) eminim.

isimsiz
isimsiz | 17 Ağustos 2006, saat: 23:06

Yılmaz Erdoğan
BKM/İstanbul


Bir mektubu okuduktan sonra beğenmeyip, zarfa tekrar koyup göndericisine
iade etmenin hoş olmadığını bilmediğimi sanma. Ama bu sefer böyle oldu ve
ben yazdığın mektubu, bu mektubumun ekinde sana iade ediyorum?


Benim hiçbir zaman senin gibi romantik bir dilim olamadı. Edebi lafları arka
arkaya dizip şiir yazmasını ise hiç bilmem? Ama bu benim hassas olmadığım
veya duygusuz olduğum demek değildir.


Seni anladım. Hem de çok iyi anladım.
Aman!
Sakın! Mütareke basının anladığı enteller gibi seni anladığımı sanma! Allah
beni o durumlara düşürmekten saklasın!


Eğer bir gün görseydim seni bir şehidimizin cenaze töreninde, elinde al
bayrakla en önde yürürken, *"Bu Vatan Bölünmez"* diye bağırken, yazdığın
mektubun içindeki maddi hataların hepsini görmezden gelir, sana iade
etmezdim. Derdim ki en nihayetinde; *" Sanatçı kafasıdır, karışmış biraz?"
*


Ama;


Gönderdiğin kanamalı güvercindi silâhı eline alıp ilk dağa çıkan. Terörü
başlatan ve devam ettiren de o oldu. Hatta terörden ekmek dahi yedi. Senin
savaş dediğinin adı terördür. Savaş iki devlet arasında olur. Topraklarımız
içinde ayrı bir devlet kuruldu da bizim mi haberimiz olmadı?


Senin kanamalı güvercininin elindeki keleşten çıkan mermi ile kıpkırmızı bir
gül yaprağı olup düşerken Mehmetçik sahi sen ve mektupların nerdeydiniz?
Biliyor musun; öz be öz Türkçe olarak kaç ana, kaç eş, kaç evlât
bağırdı; *"Söyleyin
Güneşe Bu Sabah Doğmasın!"* diye? Sen, sahi o zamanlarda da nerelerdeydin?
O Mehmetçik'lerin yüzlerine bakmaya kıyamazdın. Bahar kadar güzeldiler? Ay
kadar güzeldiler? Ecelleri senin mektubunda siyasallaşmasını resmen
istediğin PKK'nın ta kendisi oldu.


Bak sen bir mektup yazdın. Herkes sesini duydu. Peki; sen geçen hafta Gül
Hanımın sesini duydun mu? Gül Hanım bir şehit eşi? Senin bahsettiğin o
mayınlarda geçtiğimiz günlerde şehit olan binbaşının ardından annesinin
*"Artık
vatan sağ olsun demeyeceğim"* demesi üzerine *"Hiç kimsenin bu anayı
kınamaya hakkı yoktur"* başlıklı bir yazı yazdı.


Tabii Gül Hanım senin gibi ince zanaatkâr olmadığından, sesini ancak bizler
duyabildik. Ne mütareke basının başköşelerine çıktı, ne de dantel misali
entellerden destek alabildi?


*"Zemheri soğuğunda ateşler içinde yandım"* dediğinde, biz onu çok iyi
anladık. Yazdıkları öz Türkçe idi? Sade Türkçe idi? *"Elimde kelimeler
var"*deyip alt alta dizerek şiirimsi havalar katarak, senin gibi satır
arası
mesajlar iletmeye çalışmadan, açıkça, mertçe yazdı? Gerçek bir Türk kadını
idi yazarken? Kaçak güreşmedi senin gibi?
Ağırbaşlı, vakur, efendi, sözünün ardında duran cesur bir Türk kadını Gül
Hanım.
Ateşin düştüğü yer Gül Hanım.
Yani senin anlayacağın, şehit eşine lâyık bir Türk kadını Gül Hanım?


Sahi, senin bahsettiğin şu kürtçe ağıtlardan birini, birebir tercüme edip
yollasana bana? Yayınlayalım! Gül Hanımın feryadını okuduğumuz gibi onları
da okuyalım! Birkaç tanesinin çevirisi bana denk geldi, biliyorum?
Onlardan olsun ama? Sakın kıvırtma! Çok iyi kürtçe bildiğinin dersini de
vermişsin mektubunda?


Uzun uzun mektubunda yer ayırdığın mayınlardan sadece son bir ayda kaç
asker, kaç subay şehit oldu bilir misin? Dağın tepesine helikopterle indirme
yaparken aşağıya atlayan asker, mayının üstüne bastığında, ölüm nasıl gelir
bilir misin? Her şeyi hayal eden beyin gücün, onu da hayal etsin bir kere?
Dağın tepesine o mayınları kim döşedi? Ya da asfalta? Veyahut kuş uçmaz
kervan geçmez patikalara kimler döşedi o mayınları? Mektubunda mayınları
döşeyenlerin adını koymayarak, mayınlarla gelen ölümlerde orduyu da ne kadar
net suçlamışsın!


*"Dağa çıkmak yazgı"* dediğin an mektubunda, sen de onlardan olmadın mı? Ya
da yazgının mı tarifini bilmezsin? Aynı cümle içine *"kışlada olmak yazgısı"
* kelimelerini de katarak, kelimelerinle yaptığın oyunu görmedik mi?


Kanlı terör örgütünün eşkıyaları ile bu ülkenin şerefli askerini aynı kefeye
koymak seni *"aydın ?sanatçı"* yapıyorsa ve mütareke entellerinden de destek
alıyorsan eğer; senin de, entellerinin de boynunadır bu işin vebali?
Masumiyetten bahseden güya masum(!) mektuplar yazarak bu vebale de bizi
ortak etmeye kalkma?


Edebiyatçılardan(!) çok büyük destek alan bu mektubu, açık olarak Türk
milletine yazana kadar neden dağdaki kızlarınıza bir mektup yazmadın? Senin
aşk ve sevgi dilinin çok iyi olduğunu söylerler. Yazsaydın ya o kızlara;


-*" Yakışır mı size âşıktaşlık etmek! Bir erkek
evleneceği kadının yapısında asalet arar! Nezaket arar! Namus arar! Hangi
erkek, soğuk dağ gecelerinde eşkıya yatağı ısıtmış, yorgun yosmayı alır?
Bakın bana, evlenmek için sizler gibi dağdan bir kızı mı seçiyorum?" *

Cesaretin varsa Yılmaz Erdoğan bu mealde bir mektup yaz? Senin
kahramanlığını ben o zaman göreyim.

Önceden gerekli mihraklara haber verilerek desteği sağlanmış, kendi kendine
sipariş ettirilmiş mektuplar yazarak, Türk Milletini ve Türk Ordusunu
suçlayarak kaybeden sen oldun? Tarih senin gibi kaybedenlerle dolu?


Velhasıl Yılmaz Erdoğan? Yıktın perdeyi, eyledin viran?


*A. Asuman ÖZDEMİR
*

isimsiz
isimsiz | 17 Ağustos 2006, saat: 23:01

yazısının tek bir yerinde bile terörü kınamaktan imtina eden yılmaz pkk köpekleriyle şerefli Türk ordusunu aynı kefeye koyup eşkiya köpeklerine sempati toplayarak pkk nın siyasallaşma sürecine destek vermeye çalışan bir akreptir.
bu vatandan yediğin ekmek gözüne dizine dursun çakal, hayrını görme

isimsiz
isimsiz | 17 Ağustos 2006, saat: 21:24

Göz boyamadan başka bişey olmayan bu mektup beyenenlerin asuman özdemirin bu mektuba yazdığı cevabı okumalarını tavsiye ediyorum

Kanamalı güvercin... biri kışlaya biri dağa.. anlayamadınızmı adamın derdini tanımıyomusunuz bu adamı

Bide kendimden taviz veriyorum sizde taviz verin bunu durdurun ulan senin verebileceğin tek taviz beş para etmez canın, bu ülkenin ise taviz verebileceği bir avuç toprağı bile yoktur.

LÜTFEN SÜSLÜ KELİMELERİNE KANMAYIN BÖYLE YAZILARIN AÇIK OLSUN GÖZÜNÜZ kimsenin kürtlere kürtçe konuşanlara bişey dediği yok bu ülkede
bu ülke uğruna dedelerimiz beraber savaştı şehit oldu kemikleri beraber kaynadı

uzunkaya
uzunkaya | 17 Ağustos 2006, saat: 17:51

Her zamanki gibi yine bizi kısımlara ayırıp kendini de bir kısmın öncülerinden görerek bazen kendini koyduğun kısmın reklamıyla bazen herşeyden daha özel göstererek bazen de hep ezildiğini iddia ederek bizim karşımıza çıktığın durumlardan birisi bu. Ama bu kez kendi kısmında teröristlerin de olduğunu söylüyor ve olan bitene sözde üzülerek artık olmasın diyorsun kendince. Ama biz yıllardır senin kendi kısmında saydığın o teröristlerin sadece mehmetçiği değil, bu vatanın müsait buldukları her yerinde ve özellikle ve sıklıkla doğusunda bulunan insanları katlettiğini çok iyi hatırlıyoruz. Senin taraf dediğin gibiyse kendi kendinizi de yiyorsunuz yılmaz erdoğan. Ama sözleri böyle boyalı seçince bir de bu memlekette seslerini duyurma imkanına sahip sözde vatansever cumhuriyet fanatiği laik olduğunu her yerde bağırarak her pisliğini gizleyen hainlerde seni destekleyince bu milletin tamamında onaylandığına inanmışsın sende. Haberin olsun o teröristlerle mehmetçiği bir tutarak inanmasan da büyük veballer aldın. Ben sana bu dünyada birşey yapamam ama yaradanın karşısında seni benden ve mehmetçikten kimse kurtaramaz. Bize olduğun gibi görün. Dürüst ol. Ne hissediyorsan onu söyle. Bu vatanın her köşesinde yaşayanlar aynı. İstediği gibi konuşsun. Zengin olsun fakir olsun. Kimsenin durumunun suçlusu diğeri değil. Herkes için yaradan ne takdir etmişse onu yaşıyor insanlar. Kamuoyu insanlara ite kaka utanmadan gösterdiğiniz taksimde kadıköyde değil, her noktasında bu memleketin. Bu gazeteler televizyonlar değil kamuoyu sana destek veriyorlar diye anlattığın 50-100 bin insan değil. Hikaye anlatma kendini kandırıyorsun sadece. İnsanları ayırıp, kendini de bir kısmına koyup, sonra da kendin olmadığını söylediğin kısımdan kazandığını çocuklarına, ailene yediriyorsun. Sonra da karakterliyim masalları anlatıyorsun. Kendini kandırıyorsun sadece.... Ama birşey de var biz senden değiliz. O çok doğru

VATANSEVER
VATANSEVER | 16 Ağustos 2006, saat: 17:55

O MAYINLARI KIM DOSEDI BE..KIM DOSEDI SOLESEYDIN YA YILMAZ ERDOGAN SOLEMEZSSIN SOLEYEMEZSSIN...ONLARI SIZIN DESDEK VERDIINIZ IT KOPUK DOSEDI..DERDI BELASI EN COK GARIBAN ASKERLERIMIZI BULDU..NEYE YALVARIYORSUN NEYE AGLIYORSUN..BARIS SENIN GIBI HALKININ KANIYLA PARA KAZANAN BIRININ AGZINA HIC YAKISMIYOR..HEM KIMIN ULKESINDE NEYIN SAVASI VAR..ONA TEROR DERLER TEROR...SENN GIBI SEREFSIZLERIN BESLEDIIGI BI SEYDIR O..SAHTE GOZYASLARINI BASKALARINA SAKLA..BIZ DOYMUSUZ GOZ YASINA...TURKIYE CENNET VATANIM BU VATANI SEVENLERINDIR..YANI HER KARIS TOPRAGI BIZIMDIR BIZIM KALACAKTIR..

trha
trha | 31 Temmuz 2006, saat: 23:50

Anlamıyorum...
Bir insan, hayvandan daha aşağı seviyeye nasıl düşer
cana kıymak bu kadar kolay mı(?)
hayvanın daha geçerli bir nedeni olsa gerek..
uğrunda kan dökülen sebepleri bir araya getirseler bir canlı meydana getirebilirler mi acaba(?)
Dünyanın en mükemmel yaratığı olan insan da 'yok etmek' kadar basit bir eylemi tercih ediyorsa...

boncukforum.net
boncukforum.net | 29 Temmuz 2006, saat: 21:54

Ben Yilmaz Erdoganin yazisindan oturu Tragedien'in yorumunu cok begendim, cok dogru yazmis, barbar insanlarin hala aramizda yasamasina dayanamiyorum artik. Turku, kurdu, lazi, cerkezi kardestir diye yirtinalim biz, bazilarida, bu kardesligi bozmaya calissin, cok aci. Allah islah etsin ne diyeyim.


_______________________________________________
Engin Alkan sana bayiliyorum, don artik tv ekranlarina

tragedian
tragedian | 26 Temmuz 2006, saat: 15:23

mikroorganizma nickli bir arkadaş vardı blogda.. kürttü kendisi.. bilen bilir, bozuk türkçesiyle öyle güzel hikayeler ve hayat dersleri anlatırdı ki hem kendi blogunda hem de ziyaret ettiği bloglarda yorumlarıyla.. küstürdüler.. önce blogundaki harika parçayı taciz ettiler kürtçe diye.. sonra çirkince hakaretler içeren bir blog açmışlar.. (malesef benim bundan daha dün haberim oldu ama üzerinden çok sular akmış, nerelerdeydim bilmiyorum..) bunu yapanların bir gram akıl taşıdığına inanmıyorum.. içlerinde düşmanlık taşıyan, savaşma arzusu taşıyan, bir cana kıyabilen herkes (kürdü, türkü, hristiyanı, müslümanı, şusu busu işte herkes) içi BOMBOŞ hırslarla doldurulan zavallı insancıklar..
bu mektubunda Yılmaz Erdoğan'ın samimiyetine gönülden inandığım için, onunla beraber diz çöküp yalvaranlardan biriyim..

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !